"Öyle ölüler vardır ki, ben onların öldüklerini düşündükçe,

Vakit olur, yaşadığımdan utanırım."

Nazım Hikmet

25 Mayıs 2014 Pazar

'YERALTI'NDAN NOTLAR


Dilim mühürlenmiş gibi, beynime hücum eden ve boğazımda düğümlenen hiçbir kelime dökülemiyor dudaklarımdan. Sanki ruhum çekiliyor bedenimden, acı içinde ancak derin bir nefes alıyorum kalbimin sıkışması geçtin diye.

Acının düştüğü yeri yaktığı bir yer burası. İlçe merkezinde olağan bir şekilde akan hayat köylere gidildiğinde biraz daha farklılaşıyor. Köy yeri küçük, acı düşen ev sayısı da fazla olunca haliyle hayatın olağan akması biraz zaman alıyor. İlçe merkezinde bir de “Başımız sağolosun” pankartları olmasa facianın yaşandığı bir yer olduğuna inanmak mümkün olmuyor.

17 Mart 2014 Pazartesi

TENAR'IN GÖZYAŞLARI

           Bir kelime, sadece bir kelime işte. İnsanın tüm hayatını çizen, yoran tek bir kelime; ÖZGÜRLÜK. Erkek egemen kapitalist bir sistem içinde bir kadın olarak özgürlük üzerine düşünmenin, özgür olmanın hayalini kurmanın, bunu yaşama çabasının ağırlığı altında ezilmemek, yalnız kalmamak ne mümkün! Ama sanılmasın ki sadece kadınlar bu ağırlığın altında can çekişen. Her birimiz için tercihi zor bir yol özgürlük. Sanırım bu kelimeyi en iyi anlatan Ursula'dır. Atuan Mezarları adlı kitabında karanlıkların içinden çıkan Tenar'ın hissettikleri ve işte özgürlük tanımı:

11 Mart 2014 Salı

BERKİN'E VE YAŞATAMADIĞIMIZ DİĞER ÇOCUKLARA




Bugün karanlık... Bugün acılı... Bugün öfkeli, isyan dolu...

Koyun otlatırken ölen Ceylan, ekmek almaya bakkala giderken başından gaz fişeği ile vurulan ve ölen Berkin, evinin önünde kurşunlanarak ölen Uğur, babasının ayakları altında ölen 7 aylık Elif Beyza... Ölen demek olmuyor, öldürülen, katledilen çocuklar...

Nasıl normal aksın ki yaşam artık bugün. Kendi günlük tasalarımız içinde nasıl içimiz sıkılsın ki bugün. Nasıl dönüp bakmayalım ki kendimize. İşte ayna orda ve ben bakmaktan korkuyorum kendi yüzüme. Karşıdan Berkin bakıyor, Ceylan bakıyor, Uğur bakıyor ve yüzüm onlar oluyor bir anda. Kahrolası lanet düzenlerini yerle bir edemedik ya, öldüler, öldürüldüler ya bu güzel çocuklar nasıl ben vicdanımı susturayım ki, bilemedim.

8 Mart 2014 Cumartesi

YAŞAMIMA IŞIK OLANLARA...

Aklı ve yüreği güzel kadınlar geçiyor gözlerimin önünden. Her birinin bakışlarında umutla birleşen isyan hali vardı. Acıların yarattığı o hüznü derinliklere gömdük bugün. Sevinçliydik, yan yana mutlu ve heyecanlıydık.

Böyle anlarda yaşamımdan kareler akıp gider hep gözlerimin önünden. Neredeydim, ne yapıyordum ve nasıldım? Umutsuzluğun yarattığı düşmüşlük, yaşamakla ölmek arasında giden yön çubukları her birimizi yok eder, kavururdu. Bilirdim ki önce acılarımız kesişirdi, sonra özgürlük adına çıktığımız yollar. Aslında bu nedenle yan yana olmak istedim hep kadınlarla. Evet anlamsızlığın, inançsızlığın, öfkenin, güvensizliğin içinden çıkıp nefes almaktı, özgürlük adına çıktığım yolda yükümü paylaşmaktı. Bilirdim ki bu toprakların kadınları beni anlar, çekip alır düştüğüm umutsuzluğun içinden, sarıp sarmalarlardı.

Yaşamından kareler geçiyor aklımdan ve bir de bugün… Belki şu an tek demek istediğim, diyebildiğim; YAŞAMAK DİRENMEKTİR…

Özgürlük yollarında yaşamından geçtiğim, yaşamımdan geçen ve bana umut olan tüm kadınların kadınlar günü kutlu olsun. Yaşamı sadece nefes alıp vermekten çıkarıp yaşayabilmek için daha fazla direnebilmek ümidiyle…

8 Şubat 2014 Cumartesi

ALİŞ İLE DERTLEŞME

Bir anne düşün ki çocuğu için ölüm/ öldürülme biçimi tercih ediyor. Yapılan, yaşanılan ne kadar korkunçtur ki tırnağına zarar gelse içi yanacak olan bir anne “Aliş’imi dövdüler tekmelediler. Çok acı çekti yavrum. Keşke kurşunlasalardı oğlumu.” diyor. Evet bu senin annen Ali İsmail...

Ah Ali İsmail!

Sen çok yaktın yüreğimi. Hep sordum neden diye; bizler o süreçte Ethem'i, Mehmet'i, Medeni'yi, Abdullah'ı, Ahmet'i de kaybettik. Ama sen bir başka yaktın benim içimi. Çünkü sen tektin ve “o insan tabir edilen yaratıkların”1 pususunda dövüldün, gittiğin hastaneden bir şey yok deyip gönderildin ve yavaş yavaş acı çekerek gittin bu dünyadan.

6 Şubat 2014 Perşembe

SARISÜLÜK AİLESİNDEN MEKTUP VAR



BİLİR MİSİN?

Özlemin tadını bilir misin?
Buğulu sıcak somun ekmeğinin kokusunu
Bebelerin gözlerindeki yaş; ıslatıyor gözümü desem
Öfkemi bilir misin?
Bilir misin, kaç dil susturulur
Kaç çiçek vurdurulur geceleri
Yağmur seli caddelerde
Kaç ananın gözyaşı akar,
Bilir misin?

Ethem Sarısülük davasını anlatmak-hatırlatmak- için  önceki davaların kısaca da olsa özetini yapmakta yarar görüyoruz. Ethem'i katleden polis Ahmet Şahbaz 1 Haziran'dan günler sonra ortaya çıkmış, olay yeri tutanağında imzası , balistik raporu, video görüntüleri, tanıklar vs. olmasına rağmen gözaltı kararı dahi çıkarılmadan çok rahat bir şekilde savcılığa gidip ifade vermiş, ifadesinde "meşru müdafaa sınırları içerisinde olmuştur" demişti. Ve savcı Veli Dalgalı kendisini tutuklamaya gerek olmadığına karar vermiş,  adliyeden elini-kolunu sallayarak çıkması sağlanmıştır. Hal böyle iken ortada bir ölüm,kasten adam öldüren  bir katil varken, bu olay cinayet, kasten adam öldürme sayılmamış ve Şahbaz tutuklanmamıştır. Şimdi bizler burada "Adalet" denen kavramının neresinden neden ve niçin tutmalıyız.  Faşizmin bir yönetim biçimi olarak uygulanan bizim gibi ülkelerde  başlı başına sorgulanması ve yargılanması gereken bir kavramdır. Eğer bu konuya değinecek olursak inanıyorum ki  içinden çıkamayız. O yüzden bu kavramı öteliyoruz. Zira yaşadığımız hukuksuzluklara bakıldığında bu kavramı ötekileştiriyoruz.

25 Ocak 2014 Cumartesi

İKİ GÜZEL İNSANA

Anne ve Babama

Nerden başlayacağını bilememek ne kadar da yorucu. Olayların, anların, tarihin cümleler ve kelimelerle anlam bulup bir o kadar da karmaşıklaştığı bir durum sizi anlamak, anlamaya çalışmak ve anlatmak.

Çok zor bir şeyi başardığınızı anlamam zaman aldı. Kapalı ve gerici bir toplum içinde, insanların birbirleri ardından konuştuğu, 'namus' belasına insanların bedenen değil ama ruhen öldürüldüğü bir yerde çok önemliydi yaptıklarınız. Tabi bir de ekonomik koşulların zorluğu vardı.

Gelen bir şikayet üzerine zabıta memuru olarak gittiğin bir evdeki manzarayı şöyle anlatmıştın:

“Ev dökülüyordu, içeri bir girdik bir kadın üç çocuk. Her taraf kir içinde, çocuklar aç. Kadına sorduk nedir bu hal diye, adam bırakıp gitmiş, kadın perme perişan ortada çocukları ile öyle kalmış.”

İşte o an; ‘Ben yanlış yapıyorum, bu kızları okutmalı bir meslek sahibi etmeliyim. İki gün sonra biz olmayacağız, kötü adamın birine denk gelirse maaşı olsun, kimseye minnet etmesin, ayakları üzerinde durabilsinler” dediğini de hayatın gösterdiği üzerinden biraz üzüntülü biraz gururla söylemiştin.

17 Ocak 2014 Cuma

SINIF MÜCADELESİ VE KADIN ÜZERİNE DENEME- I


                   Sosyalistler, liberaller, feministler ve daha sayamadığım birçok yaklaşıma sahip her kurum kadın sorunu ile ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini söyler. Yaklaşımları ve çözüm önerileri farklı olmakla birlikte tüm bu yapılanmaların bir kadın sorunu tahlili ve çözüme ilişkin politikaları vardır. Farklı yaklaşımların birbiri ile kıyaslanması ya da eleştiriler ayrı bir konu başlığı ve derinlemesine incelenmesi gereken bir konudur. Burada ele almaya çalıştığım erkek egemen sistemde kadının konumunun farkında olan sosyalist devrimci yapıların ve demokratik kitle örgütlerinin içinde çok ‘ince’ çizgilerle var olan erkek egemen anlayış ve bunun gerek söylemlerdeki gerekse politikalardaki yansımalarıdır.

                   Kadın sorunu ile ilgili olarak akla gelen ilk ifade – bazıları için söylenebilecek tek cümle- “Kapitalist sistemde kadın çifte sömürüye maruz kalmaktadır; bir taraftan erkek işçiler gibi kapitalist sistem tarafından sömürülürken diğer taraftan erkek işçilerden farklı ve fazla olarak erkekler tarafından sömürülmektedir.”

                   Bakıldığında bu ifade ya da algılayış yanlış olmamakla birlikte bazı eksiklikler barındırmaktadır. Evet kapitalist sistemde kadın hem sistemin kendisi hem de erkekler tarafından sömürüye maruz kalmaktadır. Ancak kadının ezilmişliğini kapitalizmle sınırlandıran ve diğer nedenleri göz ardı eden bu yaklaşım doğallığında devrim olduğunda yani kapitalist sistem ortadan kalktığında kadın sorununun biteceği yani kadının ‘kurtulacağı' algısına sahiptir. Bu konu üzerinde temel ve hemen hemen tüm devrimci sosyalistlerin ilk elden okuduğu yapıtlardan biri olan Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni durumun aslında bu kadar basit olmadığının ve tek bir hamle ile çözülemeyecek kadar çetrefilli olduğunun anlatımıdır. İlk aile biçiminin ilkel ve kendiliğinden ortak mülkiyetin özel mülkiyet karşısındaki yenilgisi üzerine kurulu olduğunu söyleyen Engels şöyle devam etmektedir: