Bir
anne düşün ki çocuğu için ölüm/ öldürülme biçimi tercih
ediyor. Yapılan, yaşanılan ne kadar korkunçtur ki tırnağına
zarar gelse içi yanacak olan bir anne “Aliş’imi dövdüler
tekmelediler. Çok acı çekti yavrum. Keşke kurşunlasalardı
oğlumu.” diyor. Evet bu senin annen Ali İsmail...
Sen
çok yaktın yüreğimi. Hep sordum neden diye; bizler o süreçte
Ethem'i, Mehmet'i, Medeni'yi, Abdullah'ı, Ahmet'i de kaybettik.
Ama sen bir başka yaktın benim içimi. Çünkü sen tektin ve “o
insan tabir edilen yaratıkların”1
pususunda dövüldün, gittiğin hastaneden bir şey yok deyip
gönderildin ve yavaş yavaş acı çekerek gittin bu dünyadan.
O
an aklıma ne geldi biliyor musun Ali İsmail; daha dokuz aylık
yeğenim minik Mert ve o güzel saf bakışları. Seni yaşamdan
alıkoyan katillerin de dahil her birimiz Mert gibiydik. Minicik
ellerimiz, ayaklarımız, annelerimizin doyamadığı kokumuz ve saf,
tertemiz bakan gözlerimiz vardı. Her birimizin annesi o temiz
elleriyle nakış işler gibi ilmek ilmek örüp binbir emekle
büyüttüler bizleri. Ama bir yerde bir şeyler oluyor ve bazıları
onlar gibi işkenceci, katil ya da tecavüzcü oluyor bazıları da
senin gibi. Sanırım farkımız inandıklarımızda, değerlerimizde,
hayal ettiğimiz dünyada kendini gösteriyor. Ve bunun yaşamsal
pratikleri birilerimizi katil, işkenceci yaparken birilerimizi de
insan yapıyor.
İnsan
olmak nasıl bir şey, nedir ki Ali İsmail? Bu sorunun ağırlığı
altında ezilmemek mümkün değil. Kaç zamandır düşündüğüm
ama ne olması gerektiğine bir türlü karar veremediğim ve
çelişkiler içinde yuvarlandığım bir şey bu. Baban duruşmada
seni, annene ve ablana nasıl kızdığını anlattı. Ablan ve annen
evin içine giren sivrisinekleri öldürüyorlarmış sen de onlara
“ya neden öldürüyorsunuz pencereyi açın ve dışarı
çıkarın.” diyormuşsun. Babanın öldüreceği bir yılanı
nasıl koruyup babana kızdığını da yine baban anlattı. Böyle
bir şey sanırım insan olmak. Kendini yaşamın merkezi değil o
doğanın bir parçası sayarak her bir canlıyı korumak ve yaşam
hakkı tanımak olsa gerek.
İnsan
olmak nasıl bir şey, nedir ki Ali İsmail? Birbirine dokunabilmek
sanırım. Daha geçenlerde 26 yaşında bir matematik öğretmenin
çalıştığı dershanenin sekizinci katından kendini bıraktığı
ve düştüğü terasta yere kapaklanmış cesedini gördüm.
İnanmayacaksın, insanlar bu durumu tam kırk dakika sonra fark
etmişler ve terasa gittiklerinde ayaklarını yere vurduğunu,
yaşadığını anlatıyorlardı. Gününün çoğunu birlikte
geçirdiği mesai arkadaşları ise oraya nerdeyse iki saat sonra
geldi. Ve birbirlerine şunu soruyorlardı: “niye, ne oldu da
bunu yaptın?”. İşte bu sorunun cevabını ne o mesai
arkadaşları ne ailesi ne de bizler bir daha asla bilemeyeceğiz.
Nasıl bir yabancılaşmadır bu, anlamak mümkün değil. Ama bu
düzen değil midir ki bencil olmayı, rekabet içinde birbirinin
üzerine basarak yaşamayı, bana dokunmayan yılan bin yaşasın
mantığını kural haline getiren. Nasıl yabancılaşmayalım ki
birbirimize!
İnsan
olmak nasıl bir şey, nedir ki Ali İsmail? Kendin için
istediklerini herkes için düşünebilmek, isteyebilmek ve bunun
için çaba sarf edebilmek becerisi sanırım. O kadar fazla ki
'sanırım' ile biten cümleler. İnsanı yok sayan, ekolojik dengeyi
alt üst eden, nefesimizi kesen bu sistem içinde bizler güzel bir
dünya hayalinin, insanca yaşayabilmenin peşinde koşuyoruz. Az
önce “farkımız inandıklarımızda, değerlerimizde, hayal
ettiğimiz dünyada kendini gösteriyor. Ve bunun yaşamsal
pratikleri birilerimizi katil, işkenceci yaparken birilerimizi de
insan yapıyor.” dedim ya ben senin katillerini bir yere
koyuyorum. Ama aynı dünyanın hayalini kurup bunun özlemini
çekenlerin yaşamdaki pratiklerini nereye koyayım Ali İsmail!
Söylesene savaştığımız şeye benzememek için daha kaç
yaşamdan vazgeçmek zorundayız...
1Ali
İsmail'in abisi Gürkan KORKMAZ, kardeşine sanıkların
ifadelerinde 'Ali İsmail diye tabir edilen şahıs' beyanlarına
gönderme yaparak Ali İsmail'in katilllerine bu şekilde hitap
etmiştir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder