"Öyle ölüler vardır ki, ben onların öldüklerini düşündükçe,

Vakit olur, yaşadığımdan utanırım."

Nazım Hikmet

25 Ocak 2014 Cumartesi

İKİ GÜZEL İNSANA

Anne ve Babama

Nerden başlayacağını bilememek ne kadar da yorucu. Olayların, anların, tarihin cümleler ve kelimelerle anlam bulup bir o kadar da karmaşıklaştığı bir durum sizi anlamak, anlamaya çalışmak ve anlatmak.

Çok zor bir şeyi başardığınızı anlamam zaman aldı. Kapalı ve gerici bir toplum içinde, insanların birbirleri ardından konuştuğu, 'namus' belasına insanların bedenen değil ama ruhen öldürüldüğü bir yerde çok önemliydi yaptıklarınız. Tabi bir de ekonomik koşulların zorluğu vardı.

Gelen bir şikayet üzerine zabıta memuru olarak gittiğin bir evdeki manzarayı şöyle anlatmıştın:

“Ev dökülüyordu, içeri bir girdik bir kadın üç çocuk. Her taraf kir içinde, çocuklar aç. Kadına sorduk nedir bu hal diye, adam bırakıp gitmiş, kadın perme perişan ortada çocukları ile öyle kalmış.”

İşte o an; ‘Ben yanlış yapıyorum, bu kızları okutmalı bir meslek sahibi etmeliyim. İki gün sonra biz olmayacağız, kötü adamın birine denk gelirse maaşı olsun, kimseye minnet etmesin, ayakları üzerinde durabilsinler” dediğini de hayatın gösterdiği üzerinden biraz üzüntülü biraz gururla söylemiştin.

17 Ocak 2014 Cuma

SINIF MÜCADELESİ VE KADIN ÜZERİNE DENEME- I


                   Sosyalistler, liberaller, feministler ve daha sayamadığım birçok yaklaşıma sahip her kurum kadın sorunu ile ilgili bir şeyler yapılması gerektiğini söyler. Yaklaşımları ve çözüm önerileri farklı olmakla birlikte tüm bu yapılanmaların bir kadın sorunu tahlili ve çözüme ilişkin politikaları vardır. Farklı yaklaşımların birbiri ile kıyaslanması ya da eleştiriler ayrı bir konu başlığı ve derinlemesine incelenmesi gereken bir konudur. Burada ele almaya çalıştığım erkek egemen sistemde kadının konumunun farkında olan sosyalist devrimci yapıların ve demokratik kitle örgütlerinin içinde çok ‘ince’ çizgilerle var olan erkek egemen anlayış ve bunun gerek söylemlerdeki gerekse politikalardaki yansımalarıdır.

                   Kadın sorunu ile ilgili olarak akla gelen ilk ifade – bazıları için söylenebilecek tek cümle- “Kapitalist sistemde kadın çifte sömürüye maruz kalmaktadır; bir taraftan erkek işçiler gibi kapitalist sistem tarafından sömürülürken diğer taraftan erkek işçilerden farklı ve fazla olarak erkekler tarafından sömürülmektedir.”

                   Bakıldığında bu ifade ya da algılayış yanlış olmamakla birlikte bazı eksiklikler barındırmaktadır. Evet kapitalist sistemde kadın hem sistemin kendisi hem de erkekler tarafından sömürüye maruz kalmaktadır. Ancak kadının ezilmişliğini kapitalizmle sınırlandıran ve diğer nedenleri göz ardı eden bu yaklaşım doğallığında devrim olduğunda yani kapitalist sistem ortadan kalktığında kadın sorununun biteceği yani kadının ‘kurtulacağı' algısına sahiptir. Bu konu üzerinde temel ve hemen hemen tüm devrimci sosyalistlerin ilk elden okuduğu yapıtlardan biri olan Ailenin, Özel Mülkiyetin ve Devletin Kökeni durumun aslında bu kadar basit olmadığının ve tek bir hamle ile çözülemeyecek kadar çetrefilli olduğunun anlatımıdır. İlk aile biçiminin ilkel ve kendiliğinden ortak mülkiyetin özel mülkiyet karşısındaki yenilgisi üzerine kurulu olduğunu söyleyen Engels şöyle devam etmektedir: