Bugün 5 Nisan Avukatlar Günü. Sosyal medyada avukatlar bir taraftan eleştirel bir taraftan da üzgün bir şekilde ya günümüz kutlu olsun diyor ya da mücadeleye devam diyor. Bu mesleğe dair hep söylediğim bir cümle yine geçiyor aklımdan: “Bu sistemde avukat olarak paçalarımız zaten çamurun içinde önemli olan tüm vücudu batırmamaktır.”
Herkesin hukuka bakışı ve bir tanımı vardır. Doğallığında yargıya da. Ben hala aynı yerdeyim ve şu an var olan hukuk sisteminin egemenlerin koyduğu kurallar ve oynadığı bir tiyatro olduğunu düşünüyorum. Sanırım mutsuzluğum ya da adaletin hiçbir zaman bu sistemde mümkün olmayacağına dair umutsuzluğum da burdan kaynaklanıyor. İnsanın kendisi ile çelişir bir şekilde hakimin karşısında “Bizler bu sistemin kuralllarını beğenmiyoruz, farklısının olması için mücadele ediyoruz ama şu an tek bir talebimiz var o da en azından kendi koyduğunuz kurallara uymanızdır.” demesi kadar traji komik bir durum olamaz sanırım.
Aslında bu bizim çelişkimiz değil, burjuva hukuk sisteminin kendi çelişkisidir. Hep bildiğimiz ve söylediğimiz bir cümle var “Burjuvazi demokrasi konusunda tutarlı değildir, kendi çıkarı nerdeyse oraya döner yüzünü.” O nedenle Anayasa 10. maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik gerçek yaşamda bir anlam ifade etmez. Ya da diğer temel hak ve özgürlükler kağıt üzerindeki kuru harfler olarak kalır. Hele de karşında silah kullanma yetkisi olan bir devlet aygıtı varsa.
Milyonlarca kişinin gözleri önünde işlenen bir cinayet, aynı gün kimin kim taraftan vurulduğu olay yeri tutanağı haline getirilen, katili herkesin gördüğü, polisinden savcısına herkesin bildiği bir dosyada polis gözaltına alınmaz, suç aleti olan silahına derhal el konulup gerekli yasal prosedür işletilmez. Devlet eliyle işlenilen cinayetler bugün faili meçhul dosyalar olarak mahkeme raflarında yerini alır, faili malum dosyalarda nerdeyse tutuklu sanık bulunmaz. Toplu mezarlardan kemikler yağar başımızdan aşağı kimse üstüne alınmaz. Ne de olsa hukuk devletiyiz, elbet 'fail'leri bulunur, bağımsız yargımızda adil bir şekilde yargılama yapılır. Tıpkı baklava çalan çocukların yargılandığı gibi. Ya da kendisine tecavüz eden adamı öldürüp kestiği başını köyün meydanında bu durumu bilip ses etmeyen köylülerin yüzüne fırlatan Nevin gibi.
Herkesin hukuka bakışı ve bir tanımı vardır. Doğallığında yargıya da. Ben hala aynı yerdeyim ve şu an var olan hukuk sisteminin egemenlerin koyduğu kurallar ve oynadığı bir tiyatro olduğunu düşünüyorum. Sanırım mutsuzluğum ya da adaletin hiçbir zaman bu sistemde mümkün olmayacağına dair umutsuzluğum da burdan kaynaklanıyor. İnsanın kendisi ile çelişir bir şekilde hakimin karşısında “Bizler bu sistemin kuralllarını beğenmiyoruz, farklısının olması için mücadele ediyoruz ama şu an tek bir talebimiz var o da en azından kendi koyduğunuz kurallara uymanızdır.” demesi kadar traji komik bir durum olamaz sanırım.
Aslında bu bizim çelişkimiz değil, burjuva hukuk sisteminin kendi çelişkisidir. Hep bildiğimiz ve söylediğimiz bir cümle var “Burjuvazi demokrasi konusunda tutarlı değildir, kendi çıkarı nerdeyse oraya döner yüzünü.” O nedenle Anayasa 10. maddesinde yer alan kanun önünde eşitlik gerçek yaşamda bir anlam ifade etmez. Ya da diğer temel hak ve özgürlükler kağıt üzerindeki kuru harfler olarak kalır. Hele de karşında silah kullanma yetkisi olan bir devlet aygıtı varsa.
Milyonlarca kişinin gözleri önünde işlenen bir cinayet, aynı gün kimin kim taraftan vurulduğu olay yeri tutanağı haline getirilen, katili herkesin gördüğü, polisinden savcısına herkesin bildiği bir dosyada polis gözaltına alınmaz, suç aleti olan silahına derhal el konulup gerekli yasal prosedür işletilmez. Devlet eliyle işlenilen cinayetler bugün faili meçhul dosyalar olarak mahkeme raflarında yerini alır, faili malum dosyalarda nerdeyse tutuklu sanık bulunmaz. Toplu mezarlardan kemikler yağar başımızdan aşağı kimse üstüne alınmaz. Ne de olsa hukuk devletiyiz, elbet 'fail'leri bulunur, bağımsız yargımızda adil bir şekilde yargılama yapılır. Tıpkı baklava çalan çocukların yargılandığı gibi. Ya da kendisine tecavüz eden adamı öldürüp kestiği başını köyün meydanında bu durumu bilip ses etmeyen köylülerin yüzüne fırlatan Nevin gibi.
Pegasus A.Ş'ye karşı takip ettiğim bir dosyada hakimin söyledikleri aslında çok şeyi anlatmaya yetiyor da artıyor bile. Lehimize biten dosya Yargıtay tarafından aleyhe bozulunca mahkeme hakimi direnme kararı verdi. Sonrasında Daire döndü direnme kararını onadı. Bir evrak imzalatmak üzere girdiğim hakim şunları söyledi: “Siz sanıyorsunuz ki sizin dosyayı bir tek siz takip ediyorsunuz, birçok büyük firma geldi gitti. Dosyadan, dilekçelerden örnek almak istedi. Ben direnme kararı verdikten sonra gittim Yargıtay üyeleri ile görüştüm, anlattım. Ben artık emekli olacak yaştayım, çocuğum okumuş ve başka bir yere gönderilmek ben de bir kaygı yaratmıyor. Ama benim yerimde bu kaygıları olan başka bir hakim olsaydı bu dosya bu şekilde sonuçlanmazdı.”
Ethem Sarısülük davasında, katılan vekillerinden birinin söylediği şu cümle hala kulaklarımda çınlar: “Bizler biliyoruz ki size Ahmet ŞAHBAZ'ı koruyun diye bir talimat gelmedi. Ama siz de biliyorsunuz ki bunun aksini yaptığınızda başınız ağrıyacak ve yerinizden olacaksınız.”Daha ne denir ki bilemiyorum. Sayısız anlatılabilecek durum ve yaşanmışlık var. Düşünüyorum da benim kurallarını koymadığım bir sistem içinde, adaletin hiçbir zaman var olamayacağını bildiğim bir dünyada adalet tesisinde yer alan sac ayaklarından biri olmak çok ironik bir durum. Haa doğru ekmek parası işte ne yaparsın diyenler vardır şimdi.
Aramızda kalsın da avukatların çoğu belki de yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Öyle güzel güzel giyindiğimize, elimizde evrak çantası ile adliyede ya da dışarda caka sattığımıza bakmayın. Özellikle aileden gelen bir sermeya ya da müvekkil birikimi yoksa genç avukatlara düşen sadece işçi avukatlıktır. Eee işçi avukatların çalışma koşullarından hiç bahsetmeyeyim. Kapitalist sistemde diğer işçilere ne düşüyorsa işçi avukatlara da aynısı düşüyor. Örgütlenmek mi! Daha statü aşkından vazgeçmemiş ve işçi olmayı hakaret sayan bir meslek grubunda biraz zor görünmekle birlikte hareketlenmeler de hiç yok değil.
Peki ben neden hala bu meslekte diretiyorum dediğim her an klişe gelebilecek şu basit cevabı veriyorum kendime yeniden, yeniden. Her geçen gün girdap haline gelen hukuk sissteminde yargıya yolu düşen, düşürülen sosyalistlere, yurtseverlere, kadınlara, işçilere kısaca ezilenlere bir nebze olsun nefes alabilecekleri bir kanal açabilmek ümidi paçalarımı bu çamurun içinde tutan. Ötesi laf-ı güzaf...



